Bize gelişi buysa demek ki! Birçok kişinin severek içtiği, içmeden duramadığı, duraksamadan içemediği, içemeden.. -her neyse- kahvenin nereden geldiğini bir kaç yıl önce öğrendiğimde, zaten adımımı atmadığım, sağda solda mantar gibi biten meşhur yemen kahvecilerinin yemenliliklerinden bir kez daha şüphe duydum. Ana vatanı Etiyopya olan kahve ile Türkler'in tanışması Osmanlıların Yemen'i almasıyla gerçekleşmiş. Tabi bizden sonra da Avrupalılar tanışmış. Şimdi dünya üzerinde gitmediği yer kalmayan kahvenin tiryakisi olmasam da değişik bir şeyler içmiş olmak için arada içiyorum. Varsayılan kırk yıllık hatır süresi kahvenin türüne göre değişiklik gösteriyor mudur acaba? Oturup kahve içme imkanımız olsa da aklımıza gelmediğinden kahve içmediğimiz yakın dostlarımızla bu samimiyeti sürdürebilmek için bu ritüeli gerçekleştirmek şart mı? 3 yıl olmuştur her halde bu fotoğrafı çekeli. Dondurmalı kadayıftan sonra Kahve! Kahvenin sıradan bir fotoğrafı. Rengini k...
BURSA-GÖLYAZI
Gölyazı'ya Giriş
21 Ağustos Cumartesi. Güneşli bir Bursa sabahını atlatıp öğle vaktine yaklaşınca Şehir merkezinden İzmir istikametine doğru yaklaşık 15-20 dakika mesafede bulunan Gölyazı Köyü'ne doğru yola çıkıyorum. Şehir merkezinden Köy 'ün girişindeki ayrıma kadar oldukça yoğun bir trafik var hafta sonu. Daha önce pek bilgi sahibi olmadığım bu yerle ilgili internet üzerinde kısa bir araştırma yapmıştım yola çıkmadan. Köy Antik dönemde Yunan mitolojisi tanrısı olan Apollon'a adanmış Apollonia isimli antik kentin üzerine kurulmuş Uluabat Gölü tarafından çevrelenen bir yerleşim. Hafta sonu araç trafiğine kapalı olan köye girişte araçlar için yapılan otoparklara cüzi bir ücret karşılığında aracınızı bırakabilirsiniz.
Bu aralar İncir ve Şeftali zamanı olduğundan köyde meyve alım noktaları faal durumda. Köye doğru biraz yürüyünce sol tarafınızda birden evlerin lokantaların arasında kalan Rum Ortodoks kilisesi olan Aziz Panteleimon Kilisesi beliriyor. 20. y.y. başlarında inşa edilen kilise Türk-Yunan mübadelesinden sonra terk edilip ihmal edilmiş ve daha sonralarıda doğal sebeplerden dolayı tahribata uğramış. Şimdilerde restore edilmiş haliyle Gölyazı Kültür Evi olarak hizmet veriyor. Köyde uzun süre Rumlar ve Türkler birlikte yaşamış ancak Rumlar ağırlıktaymış. Köylü geçmişte de olduğu gibi bugün de balıkçılık yapıyor. Aynı zamanda gelen yerli ve yabancı turistler balıkçıların tekneleriyle yaklaşık 50₺ karşılığı göl turu yapabiliyor. Köye girmeden hemen yarım adanın tam karşısında Uluabat gölü kıyısında kalan tepeye doğru tırmanıyorum. Burada dolaşan pek fazla ziyaretçi yok. Tepenin üzerinde Nekropol kalıntıları bulunuyor. Bu Nekropolun hemen altında Antik tiyatro kazı çalışmaları mevcut. Zambak tepe ismi verilen bu tepede kuş gözlem kulesi var ve Göl kıyısındaki kuş yerleşim alanlarını buradan rahat bir şekilde izlemek mümkün. Biraz etrafa bakındıktan sonra yönümü tekrar köye çeviriyorum.
![]() |
| Ağlayan Çınar |
Biraz etrafa bakınıp sahile doğru çıkıyorum . Çok büyük olmayan bu yerde sanırım yürümek dışında yapılacak pek bir şey kalmıyor köyü tanımak için. Ağaç, kayık ve büyük taşlarla süslü sahil boyunca yürüyüp yeniden köprünün başında bulunan açık alandaki balık lokantalarından birine giriyorum. Buradaki lokantalarda en çok bulunan balık sanırım Turna balığı. Gelmişken yiyeyim dedim. Balık fiyatları girişteki tabelalarda yazıyor ve çoğu lokanta aynı fiyata satıyor. Biraz bekledikten sonra kızarmış domates ve biberle birlikte gelen kızarmış Turna balığının tadına bakıyorum. Tam benim damak zevkime uygun. Hesap öderken nereden geldiği belli olmayan fazladan para alma olayı da olmadığı için sevindim -buna sevinilir mi bilemedim- açıkçası. Sonrasında yine geldiğim yere köy girişine doğru elimde siyah incirlerle yürüyüp bu kısa Gölyazı turunu da burada bitiriyorum.











Yorumlar
Yorum Gönder