Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Where is Etihiopia?

Bize gelişi buysa demek ki! Birçok kişinin severek içtiği, içmeden duramadığı, duraksamadan içemediği, içemeden.. -her neyse- kahvenin nereden geldiğini bir kaç yıl önce öğrendiğimde, zaten adımımı atmadığım, sağda solda mantar gibi biten meşhur yemen kahvecilerinin yemenliliklerinden bir kez daha şüphe duydum. Ana vatanı Etiyopya olan kahve ile Türkler'in tanışması Osmanlıların Yemen'i almasıyla gerçekleşmiş. Tabi bizden sonra da Avrupalılar tanışmış. Şimdi dünya üzerinde gitmediği yer kalmayan kahvenin tiryakisi olmasam da değişik bir şeyler içmiş olmak için arada içiyorum.  Varsayılan kırk yıllık hatır süresi kahvenin türüne göre değişiklik gösteriyor mudur acaba? Oturup kahve içme imkanımız olsa da aklımıza gelmediğinden kahve içmediğimiz yakın dostlarımızla bu samimiyeti sürdürebilmek için bu ritüeli gerçekleştirmek şart mı? 3 yıl olmuştur her halde bu fotoğrafı çekeli. Dondurmalı kadayıftan sonra Kahve! Kahvenin sıradan bir fotoğrafı. Rengini k...

Muazzez İlmiye ÇIĞ

 Cumhuriyet Çınarı      Cumhuriyetin yetiştirdiği Çınarlardan birisinin, Muazzez İlmiye ÇIĞ'ın kitabı 'Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni' isimli kitabını araya sıkıştırayım dedim. Kitap Kaynak Yayınlarından çıkmış fiyatı da 20 ₺ civarıydı. Türkiye'nin ilk Sümerolog'u olan Muazzez hocanın kitapta anlattıkları gerçekten bildiklerinizi unutturacak cinsten.       Hoca, Sümer kültürünün, günümüzde halen var olan semavi dinlere olan etkilerinden bahsediyor ve Sümer tabletlerindeki yazıların Kur'an, İncil ve Tevrat'a yansımalarından örnekler veriyor. Kitapta  yansımaların başlıca sebebi olarak görülen şey anladığım kadarıyla, İsrail ülkesinde bilim ve sanatla uğraşanların, ülkelerini ellerinden alan Babillilerin ülkesine sürgüne gitmeleri ve burada yer alan Asur ve Sümer kaynaklarını incelemeleri, çivi yazısını, o ülkenin dilini ve söylenceleri, efsaneleri öğrenmeleri olmuş. Seri olarak çıkan bu kitapların devamını okumak nasip olur umarı...

Büyük Taarruz

 Basında Büyük Taarruz      Tarihçi bir arkadaşımın sosyal medyada paylaştığı bir kitap içeriğini merak edip sorduğumda, bu kitaptan, Dr. Uğur ÜÇÜNCÜ'nün 'Büyük Taarruz' isimli kitabından olduğunu söylemişti. Tarihe merakım olduğundan alıp okumaya başladım ( fiyatı sanırım 9-10 liraydı).      Milli mücadele yılların ait yaşanan olayları, gazetelerin gözünden görmek için  çok güzel bir kitap. Basının, Sosyal yaşantıya, Siyasete etkilerini görebileceğimiz ve çok fazla sayıda kaynak incelenerek oluşturulmuş güzel bir eser. Milli mücadeleyi destekleyen ve karşı çıkan gazetelerin yazılarından elde edilenleri ve Yunan tarafının basınında çıkan haberleri bu kitapta inceleme, görme fırsatı buldum. Bu kutlu mücadelenin varlığına inanmayanlara da tavsiye ederim. Israrla 'Martin Eden' i okumamı isteyen bir kaç arkadaşı kıramayıp şimdilik bu kitabı yarım bırakıyorum ama aklım, kitabı bıraktığım yerde kalacak.

ÇANAKKALE-2 ASSOS VE TROYA

19 Eylül sabahı Bursa'dan Çanakkale'ye serin ve kapalı bir havada yola çıkıyorum. Yol açık, Hava kapalı ve Rüzgar hızlı. En sevdiğim havalar. Radyo dinleye dinleye 3,5 saatte Çanakkale'ye ulaştım. Tabi kahvaltı için yakın dostum Osman'la  buluştuk. Bu kez nereye gideceğimi bilmeden onun aracına atladım. Çanakkale'ye yaklaşık yarım saat mesafede, Ayvacık ilçesinde bulunan Büyükhusun köyündeki bir otele gittik. Kahvaltımızı yerken karşıda Midilli adası o eski antik çağların güneş ışığını üzerinde biriktirip şimdi bize yansıtıyormuş gibiydi. Kahvaltıdan sonra tekrar yola çıkıp fazla uzak olmayan Assos'a, Behramkale köyüne gidiyoruz. Behramkale köyü bu topraklar Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra kurulmuş. Daha öncesinde eski köy buradaki  andazit taşlarıyla meşhur ve sönmüş bir volkan olan tepenin üzerine kurulmuş olan kalenin denize bakan tarafındaymış, 19. yüzyılın sonralarında başlayan kazı çalışmaları hala devam ediyor. Bu eski köy Lidyalılar, Persler, Pergam...

Çanakkale-1

  18  aralık 2019. Bursa'dan Çanakkale'ye 4.30 saat suren yolculuğum sonra erdi. Çanakkale'ye ulaştığımda şehrin dışında bulunan otogardan servisler şehrin en hareketli noktalarından biri olan iskele meydanına  bırakıyor sizi. Güzergah üzerinde inmek isterseniz eğer o rası başka. Meydanda sizi deniz,eski bir top ve saat kulesi karşılıyor. 'işte bu topraklar geçmişin ve geleceğin coğrafyası.  Binlerce yıl önce Dardanos ismiyle anılan yer kim bilir bizden binlerce yıl sonra hangi isme sahip olacak' dedirtiyor. Kalacak yer arayanlar için şehirdeki otellerin çoğunluğu da bu meydanda ve meydana çıkan ara sokaklarda mevcut. Meydanın 100-150  metre kuzeyinde 2004 yılında 'Truva' isimli filmin çekimlerinde kullanılan ahşap Truva atı sergilenmekte. Atı fotoğrafladıktan sonra beni almaya gelen arkadaşımla birlikte eski kordonun bitimindeki ara sokaklarda dolaşmaya başladık. Nüfusun hatırı sayılır bir kısmı dışarıdan gelen öğrenci. Arnavut kaldırımlı taş sokaklar...

Arthur Schopenhauer

Şimdi Chopin Saati Müzisyen Chopin' den bir şeyler dinlerken Kitapla ilgili ne yazabilirim diye düşündüm. Var oldum tabi düşünme sürecindeyken . Ee hazır var olmuşum, neden yazmayayım? dedim. Alman Filozofu Arthur Schopenhauer'in Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar isimli kitabını okuyorum bu sıralar. Okudukça, ilgimi çeken bir anlatımı var kitabın (bazı yerlerini kavrayamasam da). Kitap okumayı seven arkadaşlara sürekli 'Çok ilginç şeyler anlatıyor, al oku! - Aldın mı? Al. Unutma bak.' diye ısrar ettim. Alırlar mı bilmem ama okuduğum şeyi başkası da okusun. O neler çıkardı kitaptan, ben neler çıkardım, bir görmek isterim her zaman. Kitabın içine koyduğum not kağıdına, şimdilik ilgimi çeken yerleri kaydediyorum. Bitince bu yazıya ekleme yaparak paylaşacağım.   -Ekleme- Paylaşacak olduğum yerleri sayfa sayfa not almıştım ama burada sayfa numaralarıyla uğraşmak yerine Yazarın bahsettiklerine dair aldığım notları paylaşmayı uygun gördüm. Bir kimse kendi içinde, zihninde ne...

Eskiye rağbet

Ne olmuş, ne de olmamış! Nasıldı şarkı? Analog kokarken sofralar... Öyle miydi? Evde bulduğum Smena marka eski sovyet yapımı bir analog fotoğraf makinesinin çalışıp çalışmadığını denemek için 36'lık pozlardan almıştım 3 ay önce. Rastgele deklanşöre basmaya başladım. Fırsat bulup da fotoğrafçıya verememiştim. Bursa'da bu işi yapan Profoto isimli bir yer buldum. 50 tl'ye yapıyorlarmış. Pahalı geldi biraz ama fotoğrafçı 'benden başka yapan yok, indirim de olmaz' deyince mecburen yaptırdım ama  Nihayet çektiklerim bu gün elime geçti. filmin bazı yerlerinde boşluklar oluşmuş. 'Belki de gece çekmeye çalıştıklarımdır', diye düşündüm. Eve gelip fotoğrafları incelediğimde fotoğraflarının bir çoğunun kaymış olduğunu gördüm. Aralarından iyi(!) bulduklarım da işte bunlar Bu işten anlayan birisi bu yazıya rastlarsa belki bununla ilgili bilgilendirebilir. 

İçimizdeki Şeytan

Hayata dair ne biliyoruz? Bizi tatmin etmeyen, kendimizi gerçekleştiremediğimiz ortamlardan kurtulma telaşımız anlamlı mı? Böyle ortamlardan kurtulma amacımıza uygun hareket ettikten sonra neden neden anlamsız olsun ki?  Kimileri için hoşça vakit geçirilen durumlar, başkaları tarafından alay konusu olduğunda, bu istek ve arzularımızın üzerini örter, gülünç duruma düşmemek için bütün bunlardan vazgeçebiliriz. Ne kötü. Nereden geliyor bu bir şey düşünürken, söylerken, dinlerken, yerken, izlerken başkalarının zevklerine uyup uymadığını kontrol etme ihtiyacı? Bizi sardığını farz ettiğimiz masumiyetimizin altında yine kendi dünyamızın günahkarlıklarının yükünü taşıyan bizleriz. Başkalarının bu günahlarını eşeleyip bulmaya çalışan, Bulduğumuzda hazine bulmuş gibi sevinen yine bizleriz. Yaşadıklarımız her ne kadar bizim hayatımızın gidişatıyla ilgili olsa da, başkaları tarafından kendi nazarlarındaki ahlak sınırlarına uymadığında, ne kadar ahlaksızca ve günah olduğunun saçmal...